A+
A-
Koçi Bey Risalesi
- Yazar: Koçi Bey
- Basım Yılı: 1985
- Dil: Türkçe
- Yayınevi: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları
Koçi Bey, Arnavut devşirmesi bir Osmanlı. IV. Murat ve Sultan I. İbrahim dönemlerinde yaşamış. Ondan günümüze devlet işlerine dair bir risale kalmış durumda. Genellikle aydın çevrelerde hakkında konuşulmasına rağmen, siyasetçiler tarafından kadr u kıymeti pek fazla bilinmiyor denebilir. Osmanlı Devletinin kuruluşunun 700. Yılında hatırlansa iyi olur. Çünkü bu eser, bugüne de hitap ediyor. Osmanlı devlet ve toplum yapısının zayıflamaya yüz tuttuğu zamanlarda kaleme alınmış olan eserin günümüz problemlerine ışık tutan taraflarını görmek zorundayız. Kitabın başında sadeleştirenin bir önsözü; Koçi Bey ve onun yaşadığı dönem ile kitap hakkında bir inceleme yer alıyor.
Arizalar şeklinde yazılmış olmasına rağmen kitap genel olarak iki bölüme ayrılıyor denebilir. Sultan IV.Murad’a sunulan arizalar, yeni aksaklıkları teşhis etmekte ve bunlara ilişkin çözüm yolları önermektedir.
Başlıca aksaklıklar:
a. Askeri Teşkilat
Askerin bozulması, kapıkulu, yeniçeri ve sipahi arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Askerin çoğalması iyi değildir. Asker taifesi az, öz ve disiplinli olmalıdır. Askerlerin sayısının çok yapılması devlet hazinesine yüktür. Asker, zor ile zaptolunur. Padişah askerine ne kadar zorlu biri olduğunu göstermelidir. Ta ki ayağa kalkıp baş istemesin.
b. Timar ve Zeamet
Timar ve zeamet layık olana verilmeyip, bu konuda adaletsizlik yapılmıştır. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekir. Bu konuda kanuni dönemi uygulamalarına dönülmelidir.
c. Rüşvet
Rüşvet bir kötü adet haline gelmiştir. Bunun önlenmesi icab eder. Devlet memurlarına yeterince üçcret verilmeli, mansıbları ellerinden suçsuz yere alınmamalıdır. Memuriyet, sahibi olan kişiler daha sonra eski memuriyetleri rüşvet karşılığı satın almakta ve bunun karşılığını da emri altındakilerden çıkarmaktadır.
d. İlmiyye sınıfının durumu
İlmiyye sınıfı bozulmuştur. Bu sınıf içine de rüşvet girmiştir. Şeriatı bilmeyen kadı olmaktadır. Bu da adaletsizliğin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Padişah, emri altındakilere adaletle hükmetmesi gerekirken onun tayin ettiği kadıların adaletsizlik etmesi reva değildir.
Koçi Bey Osmanlı'nın içinde bulunduğu durumla ilgili önemli şeyler söylüyor. Kanuni döneminde sahip olunan bir takım güzel uygulamalara işaret etmesi, ilkesizlikten yakınması ve padişahı ilkeli davranmaya çağırması önemli sayılabilir. Kitap bugün dert yandığımız bir çok probleme de ışık tutmakta. Aslında 4. Murat döneminden bugüne bazı problemleri miras aldığımızı görüyoruz. Ve bugün de bu problemler sürüyor.
Koçi Bey risalesinden alıntılar:
Birinci bölüm problemlerin teşhisini yaparken ikinci bölüm çözüm yollarını gösteriyor. Tımar ve zeamet sahipleri ile ulufeli asker taifesinin bozulması ve ulemanın durumu hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapıyor Koçi Bey. Önceki hükümdarların güzel uygulamalarından örnekler veriyor ve o zamanki düzeni anlatıyor.
“Şanı yüksek divan katipleri, eli kalem tutan yazı erbabı, kanun bilir, maharetli ve etraftaki hükümdarlara mektup yazmaya muktedir kimselerdi. Defteri hakani ve Maliye katipleri, bilgili, doğru, şuurlu ve sadık olanlardı. Dergah-ı Ali çavuşları tecrübeli, işbilir, etraftaki hükümdarlar yanında elçilik yapmaya kudreti olan kimselerdi. Her zümrenin belirli sınırı olup, fazla ve noksan kabul etmezdi.”
“Padişahın muhterem haremine Arnavut, Bosna Devşirmesi ve serhad beylerbeyinin hediye olarak gönderdiği oğlanlar ve ölen vezirlerin satın alınmış kulları alınıp, her biri padişah sarayında uzun müddet hizmet edip tamamen olgunlaştıktan sonra kıdemlerine göre saraydan dışarı çıkıp edep ve usul dışı bir halde bulunmazlardı. Talim ve tahsilleri en yüksek bir derecede idi. Yetiştikleri Osmanlı devletinde, padişah uğruna şirin canlarını feda ederlerdi.”
“Zeamet ve tımar adı ile kimseye arpalık verilmezdi.”
“Şehir oğlanları ve reaya taifesinin tımar istemeleri küfürle beraberdi. O çeşit kimselere verilmek mümkün değildi. Tımar erbabından yararlığı görülmeyenin ve seferi hümayunda baş ve dil getirmeyenin maaşı artırılmazdı. Tam olarak yararlığı anlaşılıp baş ve dil(esir) getirdiği vakit, on akçede bir akçe terakki lutfedilirdi. Bir tımar ehli, seferi hümayunda hadden aşırı yararlık ve bahadırlık gösterip onbeş kadar baş ve dil getirirse, zeamete hak kazanır ve padişah devletinde zeamet sahibi olurdu.”
“Bundan sonra bir tedbir alınmazsa, tımar ve zeamet, erbabına verilmezse bu derme çatma asker ile din ve devlete layık bir iş görülmez.”
“İlmiyyeye ait yüksek makamların şunun bunun aracılığıyla verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerektir. Kadılık yolunda vasıta, bilgidir. Yaş ve sene, soy-sop değildir.”
“Kadıların ahvali ile meşgul olmak mühimlerin mühimidir. Çünkü çok hor ve aşağılık hale gelmişlerdir. Bir subaşı, bir haraççının şikayeti ile mansıpları alınır, sebepsiz birçokları azlolunur... Halk içinde hürmetleri kalmadı. Daha yüksek makamlara yazdıkları dinlenmez oldu. Bir zalimi bildirseler o zalimin yükselmesine sebep olur. O halde nasıl zulmü ortadan kaldırsınlar. Nasıl şer’i şerif hükümlerini yerine getirsinler?”
“Velhasıl, eski zamanda İslam askeri az, öz, temiz ve disiplinli iken her ne tarafa yönelse Allah’ın emriyle fetih ve zafer kalmayıp, kulluk, ulufeli kula kalıp, aleme fesat tohumu ekildi. Bu iki taifee hadsiz hesapsız iken yine bir iş görülmez ve bir iş sona erdirilemez. İstedikleri zaman sefere giderler. İtaat yok... Padişahtan korku yok... İslam askeri böyle mi olur? Bunlarla yakından mesgul olmak zamanımızda farz-ı ayndır.”
“Osmanlı saltanatının şevket ve kudreti asker ile, askerin ayakta durması hazine iledir. Hazinenin geliri reaya iledir. Reayanın ayakta durması adalet iledir. Şimdi alem harap, reaya perişan, hazine noksan üzere... Kılıç erbabı bu halde... Bir taraftan İslam memleketleri elden gitmekte, yine tedbiri görülmez, ilacı sorulmaz. Çeşitli sefahat eksilmez. Bu gaflet ne gaflettir.”
“Velhasıl insanoğlu, kahr ile zaptolunur. Yumuşaklıkla olmaz. Geçmişteki büyük padişahlar, altı bölük (Kapıkulu süvarileri) halkını, yeniçeri ocağı ile, yeniçeri taifesini, altı-bölük halkı ile ve bu iki taifeyi zeamet ve tımar askeri ile zaptederlerdi. Şimdi tımar erbabı tamamen yok oldu. Askerlik yeniçeri ve sipahilere kalıp, her biri birer dev oldu. Eğer padişah hazretleri alaka gösterirlerse iş kolay olur. Zeamet ve tımar evvelce olduğu gibi tamamlansa, ulufeli asker de mümkün olduğu kadar azaltılsa, Allah’ın izniyle alem düzene girip saltanat-ı aliyye eskiden olduğu gibi parlar. Ve İslam’ın kılıcı üstün gelir. Din düşmanları kahra uğrar. Asker çokluğu fayda vermez. Az, öz ve itaatli gerek.”
Arizalar şeklinde yazılmış olmasına rağmen kitap genel olarak iki bölüme ayrılıyor denebilir. Sultan IV.Murad’a sunulan arizalar, yeni aksaklıkları teşhis etmekte ve bunlara ilişkin çözüm yolları önermektedir.
Başlıca aksaklıklar:
a. Askeri Teşkilat
Askerin bozulması, kapıkulu, yeniçeri ve sipahi arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Askerin çoğalması iyi değildir. Asker taifesi az, öz ve disiplinli olmalıdır. Askerlerin sayısının çok yapılması devlet hazinesine yüktür. Asker, zor ile zaptolunur. Padişah askerine ne kadar zorlu biri olduğunu göstermelidir. Ta ki ayağa kalkıp baş istemesin.
b. Timar ve Zeamet
Timar ve zeamet layık olana verilmeyip, bu konuda adaletsizlik yapılmıştır. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekir. Bu konuda kanuni dönemi uygulamalarına dönülmelidir.
c. Rüşvet
Rüşvet bir kötü adet haline gelmiştir. Bunun önlenmesi icab eder. Devlet memurlarına yeterince üçcret verilmeli, mansıbları ellerinden suçsuz yere alınmamalıdır. Memuriyet, sahibi olan kişiler daha sonra eski memuriyetleri rüşvet karşılığı satın almakta ve bunun karşılığını da emri altındakilerden çıkarmaktadır.
d. İlmiyye sınıfının durumu
İlmiyye sınıfı bozulmuştur. Bu sınıf içine de rüşvet girmiştir. Şeriatı bilmeyen kadı olmaktadır. Bu da adaletsizliğin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Padişah, emri altındakilere adaletle hükmetmesi gerekirken onun tayin ettiği kadıların adaletsizlik etmesi reva değildir.
Koçi Bey Osmanlı'nın içinde bulunduğu durumla ilgili önemli şeyler söylüyor. Kanuni döneminde sahip olunan bir takım güzel uygulamalara işaret etmesi, ilkesizlikten yakınması ve padişahı ilkeli davranmaya çağırması önemli sayılabilir. Kitap bugün dert yandığımız bir çok probleme de ışık tutmakta. Aslında 4. Murat döneminden bugüne bazı problemleri miras aldığımızı görüyoruz. Ve bugün de bu problemler sürüyor.
Koçi Bey risalesinden alıntılar:
Birinci bölüm problemlerin teşhisini yaparken ikinci bölüm çözüm yollarını gösteriyor. Tımar ve zeamet sahipleri ile ulufeli asker taifesinin bozulması ve ulemanın durumu hakkında ayrıntılı değerlendirmeler yapıyor Koçi Bey. Önceki hükümdarların güzel uygulamalarından örnekler veriyor ve o zamanki düzeni anlatıyor.
“Şanı yüksek divan katipleri, eli kalem tutan yazı erbabı, kanun bilir, maharetli ve etraftaki hükümdarlara mektup yazmaya muktedir kimselerdi. Defteri hakani ve Maliye katipleri, bilgili, doğru, şuurlu ve sadık olanlardı. Dergah-ı Ali çavuşları tecrübeli, işbilir, etraftaki hükümdarlar yanında elçilik yapmaya kudreti olan kimselerdi. Her zümrenin belirli sınırı olup, fazla ve noksan kabul etmezdi.”
“Padişahın muhterem haremine Arnavut, Bosna Devşirmesi ve serhad beylerbeyinin hediye olarak gönderdiği oğlanlar ve ölen vezirlerin satın alınmış kulları alınıp, her biri padişah sarayında uzun müddet hizmet edip tamamen olgunlaştıktan sonra kıdemlerine göre saraydan dışarı çıkıp edep ve usul dışı bir halde bulunmazlardı. Talim ve tahsilleri en yüksek bir derecede idi. Yetiştikleri Osmanlı devletinde, padişah uğruna şirin canlarını feda ederlerdi.”
“Zeamet ve tımar adı ile kimseye arpalık verilmezdi.”
“Şehir oğlanları ve reaya taifesinin tımar istemeleri küfürle beraberdi. O çeşit kimselere verilmek mümkün değildi. Tımar erbabından yararlığı görülmeyenin ve seferi hümayunda baş ve dil getirmeyenin maaşı artırılmazdı. Tam olarak yararlığı anlaşılıp baş ve dil(esir) getirdiği vakit, on akçede bir akçe terakki lutfedilirdi. Bir tımar ehli, seferi hümayunda hadden aşırı yararlık ve bahadırlık gösterip onbeş kadar baş ve dil getirirse, zeamete hak kazanır ve padişah devletinde zeamet sahibi olurdu.”
“Bundan sonra bir tedbir alınmazsa, tımar ve zeamet, erbabına verilmezse bu derme çatma asker ile din ve devlete layık bir iş görülmez.”
“İlmiyyeye ait yüksek makamların şunun bunun aracılığıyla verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerektir. Kadılık yolunda vasıta, bilgidir. Yaş ve sene, soy-sop değildir.”
“Kadıların ahvali ile meşgul olmak mühimlerin mühimidir. Çünkü çok hor ve aşağılık hale gelmişlerdir. Bir subaşı, bir haraççının şikayeti ile mansıpları alınır, sebepsiz birçokları azlolunur... Halk içinde hürmetleri kalmadı. Daha yüksek makamlara yazdıkları dinlenmez oldu. Bir zalimi bildirseler o zalimin yükselmesine sebep olur. O halde nasıl zulmü ortadan kaldırsınlar. Nasıl şer’i şerif hükümlerini yerine getirsinler?”
“Velhasıl, eski zamanda İslam askeri az, öz, temiz ve disiplinli iken her ne tarafa yönelse Allah’ın emriyle fetih ve zafer kalmayıp, kulluk, ulufeli kula kalıp, aleme fesat tohumu ekildi. Bu iki taifee hadsiz hesapsız iken yine bir iş görülmez ve bir iş sona erdirilemez. İstedikleri zaman sefere giderler. İtaat yok... Padişahtan korku yok... İslam askeri böyle mi olur? Bunlarla yakından mesgul olmak zamanımızda farz-ı ayndır.”
“Osmanlı saltanatının şevket ve kudreti asker ile, askerin ayakta durması hazine iledir. Hazinenin geliri reaya iledir. Reayanın ayakta durması adalet iledir. Şimdi alem harap, reaya perişan, hazine noksan üzere... Kılıç erbabı bu halde... Bir taraftan İslam memleketleri elden gitmekte, yine tedbiri görülmez, ilacı sorulmaz. Çeşitli sefahat eksilmez. Bu gaflet ne gaflettir.”
“Velhasıl insanoğlu, kahr ile zaptolunur. Yumuşaklıkla olmaz. Geçmişteki büyük padişahlar, altı bölük (Kapıkulu süvarileri) halkını, yeniçeri ocağı ile, yeniçeri taifesini, altı-bölük halkı ile ve bu iki taifeyi zeamet ve tımar askeri ile zaptederlerdi. Şimdi tımar erbabı tamamen yok oldu. Askerlik yeniçeri ve sipahilere kalıp, her biri birer dev oldu. Eğer padişah hazretleri alaka gösterirlerse iş kolay olur. Zeamet ve tımar evvelce olduğu gibi tamamlansa, ulufeli asker de mümkün olduğu kadar azaltılsa, Allah’ın izniyle alem düzene girip saltanat-ı aliyye eskiden olduğu gibi parlar. Ve İslam’ın kılıcı üstün gelir. Din düşmanları kahra uğrar. Asker çokluğu fayda vermez. Az, öz ve itaatli gerek.”