A+
A-
Aydınlanma Üzerine Bir Derkenar
- Yazar: Fehmi Baykan
- ISBN: 978
- Basım Yılı: 1996
- Dil: Türkçe
- Yayınevi: TDV Yayınları
Türkçe’de çok güzel atasözleri vardır. “Delinin biri bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” sözü de sadece bunlardan biri. Aydınlanma Felsefesi diye uydurulan bir efsaneyi din edinerek kendi kafasını, hayatını ve her şeyini o doğrultuda şekillendirmeye çalışan Türk aydınları için de bu söz adeta biçilmiş kaftan. Kendi kültürünü, tarihini ve ait olduğu her şeyi reddetmeyi bir marifet sayan Türk aydını, Batı’da ortaya çıkmış kavramlara da o derece aşıktır ki adeta “Hikmetinden sual olunmaz” demiş ve büyük bir hazla teslim olmuştur. Teslim olanın aklına bir zaman ”Yahu neye teslim oluyorum. Şu işin hakikati ne ola ki” demek gelmemiştir. Elbette aydın olduğu için de milletini adam etmek amacıyla, kendisini adam ettiğine inandığı kavramlara yapışacaktır. Bir gün kalkıp da biri “Arkadaşlar, etmeyin yapmayın, bu gidiş iyiye değil. Gelin şu işi araştıralım” dese ona dudak bükülür, ya da “sen de mi” diye yarı istihza ile bakılır. Geçtiğimiz yıl yayınlanan bir felsefe araştırması Türk aydınına “Aklını başına al” diyor adeta. Aydınlanma Felsefesi diye homojen bir felsefenin olduğu iddiasını hem tarihsel, hem de akli delillerle çürütüyor.
Mesele
Yazar ilkin Mesele başlığı altında problemi ortaya koyuyor. “Aydınlanma felsefesi nedir?” diye sorarken bunun bilinmesinin önemi üzerinde duruyor ve diyor ki: “Madem ki (…) millet olarak zihinlerimizi “Aydınlanma Felsefesi” istikametinde etkiliyorlar, bizi bu ilkelere göre eğitiyorlar, bu dünya görüşünü kabule bizi zorluyorlar, o halde bu felsefeyi bilmemiz lazım./Bu felsefeyi bilebilmek için ise, her şeyden önce, böyle bir felsefenin olmazı lazım.” Yani yazar Aydınlanma felsefesi kavramından şüphe duyuyor ve bu felsefenin olmadığını iddia ediyor. İddiasını da çeşitli delillerle ortaya koymaya çalışıyor.
Aydınlanma Efsanesi
Yazar aydınlanma felsefesi diye bir felsefe yoktur derken felsefenin anlamından yola çıkıyor ve diyor ki; Aydınlanma diye bir felsefenin olabilmesi için;
a)Bu ad altında toplanabilecek, aynı konularda birbirine benzer veya yakın görüşler, öğretiler olmalı,
b)”Aydınlanma Felsefesinin” bir differentia specifia’sı olmalı yani, onu diğer felsefelerden ayırt eden, ona has özellikleri olmalı,
c)Eğer 18. Asırda bir “aydınlanma” vuku buldu ise kim, ne ile, nede aydınlandı, açıkça belli olmalı.
Yazar konuyu bu kıstaslara uygun olarak tahlil ediyor ve özetle,
1Aydınlanma adı altında toplanabilecek mütecanis bir öğretinin olmadığını;
2 aAydınlanmanın “akılcılık”, bEsasının tenkit, cKiliseye karşı çıkma, dDeneye önem verme olduğu iddialarını çürüterek bu ad altında tanımlanan felsefenin kendine has özelliklerinin olamayacağını;
3Aydınlanma döneminde kimin, ne ile ve nede aydınlandığının hiç bir şekilde belli olmadığnı söylemekte ve iddialarını tarihsel ve akli temellendirmelerle ispatlamaktadır.
Yazar Aydınlanma Felsefesi efsanesine inanma gafletinin üzerinde duruyor ve “İşte, “Aydınlanma” da bu kabil bir entel hurafedir. Bir efsane moda olmaya görsün, anlı şanlı filozofu, alimi de kendini bundan kurtaramaz. Akıllı geçinen aptalın biri bir kuyuya taş atar… Sonra başka “akıllılar” da moda iktizası başka taşlar atarlar. Neticede bir hata abidesi ortaya dikilir. Sonra da karşısına geçip buna tapınırlar” diyor. Ayrıca “Hiçbir insanın “gerçek bir aydınlanmacı” olacak kadar “anormal deli” olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu tür bir deliliği henüz hiç bir psikiyatri kitabı kaydetmedi. Böyle bir deli ile kırk Mazhar Osman bir araya gelse baş edemez.”,ve “Aydınlanma felsefesinden” bahseden, hele hele onu öven cühelayı kiram’a gelince, onlar haşa deli değil de, sadece sıradan ahmaklardır. Bu anlı şanlı felsefeciler, felsefe namına öylesine karışık, sofistike lakırdılar ediyorlar ki, millet anlayamadığı için bunları ciddiye alıyor. ” diyerek Aydınlanma efsanesi konusunu da bağlıyor.
Kitabın geri kalan bölümlerinde Aydınlanma felsefesi tabir edilen ve ne idüğü anlaşılamayan felsefenin iddiası olan akılcılık üzerinde rasyonalizm bölümünde duruluyor. Bu bölümde yazar akılcılık tabir edilen nesnenin profilini çıkarıyor. Akılcılığın insan psikolojisiyle ilgili yönlerinden hareketle akli olan bir şeyin aynı zamanda psişik olduğunu ortaya koyuyor. Düşünülerek okunması gereken bölümlerden birisi olduğuna inanıyorum. Devam eden başlıklarda 18 ve 19. Yüzyılın belli başlı felsefecilerinin çeşitli konulardaki görüşlerine değiniliyor. İlk ele alınan felsefeci Descartes. Modern felsefenin kurucusu olarak adlandırılan filozofun metot üzerine yazdıklarını ve belli başlı konulardaki fikirlerinin geniş bir özetini bu bölümde bulabilirsiniz. Yazar Descartes’in belli başlı fikirlerini ele almakta tenkit kısmında da metodunun uygulanamazlığını ortaya koymaya çalışmaktadır.
Diğer bölümlerde Locke, Berkeley, Hume ve Kant’ın görüşlerini ayrı ayrı ele alıp incelemekte,ilgili bölümlerde de yaptığı felsefi tahlillerle bu filozofların tutarsızlıklarını ortaya koymaktadır. Sonuç bölümünden bir önceki bölümde Materyalizm ve Rasyonalizm ikilisini Türkiye ortamına taşıyor. Atatürkçülüğün akılcılığı konusunda üfürenlere de bir çift lafı var Baykan’ın: “Şimdi bizim Ataist (atatürkçü), solcu, liberal akıldaneler, bu tenkitlerim karşısında sıkışıp, biz akıldan, Akılcılıktan bunları kastetmiyoruz, diyebilirler…/Pekiyi neyi kastediyorlar?/ İndüksiyonu mu, veya zındıklığı, din düşmanlığını mı; neyi?”
Yazar sonuç bölümünün alt başlığına Putlardan Arınmaya Doğru adını vermiş. Putlardan arınmak için düşünmeyi ve ciddi tahliller yapmayı öneriyor. Batı’dan alınan her kavramı lüzumsuz olarak soruşturmadan almanın yanlışlığına değiniyor. Ve putlardan arınalım diyor Baykan. Fazla söze gerek yok vesselam.
Mesele
Yazar ilkin Mesele başlığı altında problemi ortaya koyuyor. “Aydınlanma felsefesi nedir?” diye sorarken bunun bilinmesinin önemi üzerinde duruyor ve diyor ki: “Madem ki (…) millet olarak zihinlerimizi “Aydınlanma Felsefesi” istikametinde etkiliyorlar, bizi bu ilkelere göre eğitiyorlar, bu dünya görüşünü kabule bizi zorluyorlar, o halde bu felsefeyi bilmemiz lazım./Bu felsefeyi bilebilmek için ise, her şeyden önce, böyle bir felsefenin olmazı lazım.” Yani yazar Aydınlanma felsefesi kavramından şüphe duyuyor ve bu felsefenin olmadığını iddia ediyor. İddiasını da çeşitli delillerle ortaya koymaya çalışıyor.
Aydınlanma Efsanesi
Yazar aydınlanma felsefesi diye bir felsefe yoktur derken felsefenin anlamından yola çıkıyor ve diyor ki; Aydınlanma diye bir felsefenin olabilmesi için;
a)Bu ad altında toplanabilecek, aynı konularda birbirine benzer veya yakın görüşler, öğretiler olmalı,
b)”Aydınlanma Felsefesinin” bir differentia specifia’sı olmalı yani, onu diğer felsefelerden ayırt eden, ona has özellikleri olmalı,
c)Eğer 18. Asırda bir “aydınlanma” vuku buldu ise kim, ne ile, nede aydınlandı, açıkça belli olmalı.
Yazar konuyu bu kıstaslara uygun olarak tahlil ediyor ve özetle,
1Aydınlanma adı altında toplanabilecek mütecanis bir öğretinin olmadığını;
2 aAydınlanmanın “akılcılık”, bEsasının tenkit, cKiliseye karşı çıkma, dDeneye önem verme olduğu iddialarını çürüterek bu ad altında tanımlanan felsefenin kendine has özelliklerinin olamayacağını;
3Aydınlanma döneminde kimin, ne ile ve nede aydınlandığının hiç bir şekilde belli olmadığnı söylemekte ve iddialarını tarihsel ve akli temellendirmelerle ispatlamaktadır.
Yazar Aydınlanma Felsefesi efsanesine inanma gafletinin üzerinde duruyor ve “İşte, “Aydınlanma” da bu kabil bir entel hurafedir. Bir efsane moda olmaya görsün, anlı şanlı filozofu, alimi de kendini bundan kurtaramaz. Akıllı geçinen aptalın biri bir kuyuya taş atar… Sonra başka “akıllılar” da moda iktizası başka taşlar atarlar. Neticede bir hata abidesi ortaya dikilir. Sonra da karşısına geçip buna tapınırlar” diyor. Ayrıca “Hiçbir insanın “gerçek bir aydınlanmacı” olacak kadar “anormal deli” olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bu tür bir deliliği henüz hiç bir psikiyatri kitabı kaydetmedi. Böyle bir deli ile kırk Mazhar Osman bir araya gelse baş edemez.”,ve “Aydınlanma felsefesinden” bahseden, hele hele onu öven cühelayı kiram’a gelince, onlar haşa deli değil de, sadece sıradan ahmaklardır. Bu anlı şanlı felsefeciler, felsefe namına öylesine karışık, sofistike lakırdılar ediyorlar ki, millet anlayamadığı için bunları ciddiye alıyor. ” diyerek Aydınlanma efsanesi konusunu da bağlıyor.
Kitabın geri kalan bölümlerinde Aydınlanma felsefesi tabir edilen ve ne idüğü anlaşılamayan felsefenin iddiası olan akılcılık üzerinde rasyonalizm bölümünde duruluyor. Bu bölümde yazar akılcılık tabir edilen nesnenin profilini çıkarıyor. Akılcılığın insan psikolojisiyle ilgili yönlerinden hareketle akli olan bir şeyin aynı zamanda psişik olduğunu ortaya koyuyor. Düşünülerek okunması gereken bölümlerden birisi olduğuna inanıyorum. Devam eden başlıklarda 18 ve 19. Yüzyılın belli başlı felsefecilerinin çeşitli konulardaki görüşlerine değiniliyor. İlk ele alınan felsefeci Descartes. Modern felsefenin kurucusu olarak adlandırılan filozofun metot üzerine yazdıklarını ve belli başlı konulardaki fikirlerinin geniş bir özetini bu bölümde bulabilirsiniz. Yazar Descartes’in belli başlı fikirlerini ele almakta tenkit kısmında da metodunun uygulanamazlığını ortaya koymaya çalışmaktadır.
Diğer bölümlerde Locke, Berkeley, Hume ve Kant’ın görüşlerini ayrı ayrı ele alıp incelemekte,ilgili bölümlerde de yaptığı felsefi tahlillerle bu filozofların tutarsızlıklarını ortaya koymaktadır. Sonuç bölümünden bir önceki bölümde Materyalizm ve Rasyonalizm ikilisini Türkiye ortamına taşıyor. Atatürkçülüğün akılcılığı konusunda üfürenlere de bir çift lafı var Baykan’ın: “Şimdi bizim Ataist (atatürkçü), solcu, liberal akıldaneler, bu tenkitlerim karşısında sıkışıp, biz akıldan, Akılcılıktan bunları kastetmiyoruz, diyebilirler…/Pekiyi neyi kastediyorlar?/ İndüksiyonu mu, veya zındıklığı, din düşmanlığını mı; neyi?”
Yazar sonuç bölümünün alt başlığına Putlardan Arınmaya Doğru adını vermiş. Putlardan arınmak için düşünmeyi ve ciddi tahliller yapmayı öneriyor. Batı’dan alınan her kavramı lüzumsuz olarak soruşturmadan almanın yanlışlığına değiniyor. Ve putlardan arınalım diyor Baykan. Fazla söze gerek yok vesselam.