A+ A-
Tasavvuf, Velayet ve Kainatın Görünmez Yöneticileri, Tarihsel, Sosyolojik ve Eleştirel Bir Yaklaşım
Tasavvuf, Velayet ve Kainatın Görünmez Yöneticileri, Tarihsel, Sosyolojik ve Eleştirel Bir Yaklaşım
  • Yazar: Ahmet Yaşar Ocak
  • ISBN: 97862254493065
  • Basım Yılı: 2022
  • Dil: Türkçe
  • Yayınevi: Alfa Basım Yayım Dağıtım
<p> </p>
Tasavvuf, Türk dini yaşantısında baskın ve belirgin karakteriyle günümüzde de etkisini kaybetmiş değil. Tasavvufun insana dokunan, onun yüzüne bakan ve onu önemseyen tarafı insanımıza sıcak gelmekte. Tekkede içilen bir çorbanın başka yerde kurulan ziyafet sofrasından daha lezzetli gelmesi insana yaklaşımla ilgili olsa gerektir. Tasavvufun sahada olması Tekkede içilen bir tas çorba ile ilişkili değildir. Bunu sevgi ve ilgi faktörüyle açıklamak daha doğrudur.
Müslüman tasavvufunun başlangıç itibarıyla toplumsal karışıklıklarda taraf olmayı istemeyen ve bu nedenle dağlardaki mekanlarda kendilerini tecrit eden insanlar ile başladığı söylenir. Bu yönüyle siyasetten ve toplumsal karışıklıklardan uzak durmak, bu yolla temiz kalmak isteyen insanların sığınağı olmuş olmalı. İslam toplumu genişledikçe ilk zahidlerin bu yolu çözüm odaklı görülmemiştir. Nitekim toplumsal hayat içinde de tasavvufun yaşanabilir bir hayat olması talep edilmiştir. “Halvet der Encümen” olarak ifade edilen şey toplum içinde yalnız ve mücerred kalınabileceğini ifade eder. Yani tasavvuf artık şehirlerde de sahada olacaktır ve yine olabildiğince toplumsal çekişmelerden uzak kalmaya gayret edecektir. Dağın, mağaranın istemediği; dağda yalnız yaşayan zahidin ihtiyacı olmayan pek çok konu şehirde “halvet”i tercih eden sûfinin gündemine gelecektir.
İslam fetihlerinin pek çok toplumu bünyesine katması, Mısır, Bizans, İran ve Hind coğrafyalarındaki kadim medeniyetlerle teması zorunlu bir etkilenmeyi doğurmuştur. Şehirli zahidin ne kadar “halvet der encümen” olduğu da o zaman meydana çıkmıştır. Bir taraftan İran üzerinden Zerdüşti ve Budist coğrafyalarda kendilerini yüksek dağlardaki ibadethanelerinde toplumsal hayattan çeken farklı dinlerdeki benzerleri ile karşılaşmışlardır. Mısır ve Bizans coğrafyasında Hristiyan ve Yahudi tasavvufuyla tanıştılar; onlarla fikri ve entelektüel sahada fikir ve görüş alışverişinde bulundular. Hristiyan, Yahudi, Hindu, Türk, İranlı insanlar Müslüman oldukları zaman hemen Kur’an ve Sünnet öğrenip kamil bir Müslüman olalım gibi bir gayret içine girmediler. Bunu yapanların sayısının çok az olduğunu tahmin edebiliriz. İslamiyet aşı pek çok kültürden gelen malzemelerle Arabistan’dakinden farklı bir lezzet ve tada kavuştu. Farklı kültür ve dinlerden gelen zahidler eski alışkanlıklarını, eski fikirlerini hemen terk etmediler. Zaten psikolojik olarak bunun pek mümkün olamayacağını söylemek yanlış olmaz. Asıl dananın kuyruğunun koptuğu ve Müslüman zühdü ile farklı din ve kültürlerin zühdünün başladığı yer bu süreç olmuştur. Eski dinden gelen alışkanlıklar devam etti. Eski tefsirler, eski açıklamalar bu sefer Kur’an ve sünneti açıklamakta kullanılmaya başlandı. Bizim Müslüman Sufi, şehirde halvet içinde kalamadı.
Ahmet Yaşar Ocak, tasavvufun başlangıçtaki safiyetinden nasıl uzaklaştığının tarihteki izlerini sürüyor. Kur’an ve Sünnet’de yer almayan veliler ve kutuplar gibi kainata tasarruf eden seçkin kullar topluluğu inancının İslam düşüncesine hangi kültürlerden girdiğinin izlerini sürüyor. Akıl, bilgi ve ilimden uzaklaşarak kendi içine kapanan Müslümanlara da bir diyeceği var. Bir zamanlar “Doğudan gelen ışık” uzun zamandır parlaklığını yitirmiş görünüyor. O ışığın yeniden parlaması şüphe yok ki dünyayı yeniden aydınlatacaktır.
Yazarın Diğer Kitapları

Bu kitap hakkında henüz detaylı bilgi eklenmemiştir.

Yazarla bu kitap üzerine yapılmış bir söyleşi bulunmamaktadır.

Bu kitap için henüz iktibas eklenmemiştir.

Bu kitap için henüz okuyucu yorumu yapılmamıştır. İlk yorumu siz yapın!

Bir Yorum Bırakın

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Giriş Yap / Üye Ol