A+
A-
Ben Beyrut
- Yazar: Nizar Kabbani
- Basım Yılı: 1999
- Dil: Türkçe
- Yayınevi: Hece Yayınları
Nizar Kabbânî, Lübnanlı bir yazar. Türkçe’ye çevrilen Faşist Horoz isimli şiiri çok ünlü. Ben Beyrut isimli kitabı Hece Yayınları tarafından basıldı. Kitabı Türkçe’ye İbrahim Demirci çevirmiş. Tercüme sade ve yalın bir dille gerçekleştirilmiş. Okunması kolay bir çeviri olmuş.
Şehirler üzerine pek çok kitap vardır. Beyrut, 20. yüzyılda iç savaşa, bombardımanlara maruz kalmış bir şehir. Nizar Kabbânî, Beyrut’u insanîleştiriyor, ona insanî bir kimlik veriyor. Beyrut, Nizar Kabbânî’nin dilinden kendisini anlatıyor.
“Dünyada bizden önce düşünen oldu mu hiç, bir ekmek satıcısını, süt satıcısını, trafik ışıkları yanında yasemin satan küçük bir çocuğu öldürmeyi...
Yeni öldürme türleri çıkarmakta herkese üstünlük sağladık. Bu öldürme türlerini ne Alcapone soyu, ne Manson ailesi, ne herhangi bir mafya babası bilir.”(Sayfa, 48)
“Doğal ve siyasal sınırlarımın Allah’ın inayetiyle ve Avrupa’nın ve dünyanın dostuğuyla korunmuş olduğunu düşünüyordum sanki.
Ama, kara, deniz, hava sınırlarıma İsrail’in günlük saldırıları, şunu açıkça gösterdi ki, Lübnan’ın varlığına uluslar arası yakınlık nazariyesine güvenmek, romantik bir düş, yanlış bir görüştür. Kendi askerî gücüne dayanmayan bir ülke, kurda yem olmak zorundadır.”(Sayga, 59)
“Kumar dünyasında bir yasa vardır, der ki: Oyun masasına hiçbir şey koymayan, hiçbir şey alamaz.
Bağımsızlaktan bugüne kadar Lübnan’ın tarihine baktığımızda Ortadoğu siyaset oyununa Lübnan’ın bir kuruşla bile katılmadığını, hep oyuncuları görürüz.
...
Sen kim olduğuna karar veremediğin zaman, senin kim olduğuna başkası karar verecektir.
Sen kendini yönetemediğin zaman, başkası seni yönetecektir.
Sen gemini yürütemediğin zaman, korsanlar ve çapulcular onu yürütecektir.” (Sayfa, 84)
Şehirler üzerine pek çok kitap vardır. Beyrut, 20. yüzyılda iç savaşa, bombardımanlara maruz kalmış bir şehir. Nizar Kabbânî, Beyrut’u insanîleştiriyor, ona insanî bir kimlik veriyor. Beyrut, Nizar Kabbânî’nin dilinden kendisini anlatıyor.
“Dünyada bizden önce düşünen oldu mu hiç, bir ekmek satıcısını, süt satıcısını, trafik ışıkları yanında yasemin satan küçük bir çocuğu öldürmeyi...
Yeni öldürme türleri çıkarmakta herkese üstünlük sağladık. Bu öldürme türlerini ne Alcapone soyu, ne Manson ailesi, ne herhangi bir mafya babası bilir.”(Sayfa, 48)
“Doğal ve siyasal sınırlarımın Allah’ın inayetiyle ve Avrupa’nın ve dünyanın dostuğuyla korunmuş olduğunu düşünüyordum sanki.
Ama, kara, deniz, hava sınırlarıma İsrail’in günlük saldırıları, şunu açıkça gösterdi ki, Lübnan’ın varlığına uluslar arası yakınlık nazariyesine güvenmek, romantik bir düş, yanlış bir görüştür. Kendi askerî gücüne dayanmayan bir ülke, kurda yem olmak zorundadır.”(Sayga, 59)
“Kumar dünyasında bir yasa vardır, der ki: Oyun masasına hiçbir şey koymayan, hiçbir şey alamaz.
Bağımsızlaktan bugüne kadar Lübnan’ın tarihine baktığımızda Ortadoğu siyaset oyununa Lübnan’ın bir kuruşla bile katılmadığını, hep oyuncuları görürüz.
...
Sen kim olduğuna karar veremediğin zaman, senin kim olduğuna başkası karar verecektir.
Sen kendini yönetemediğin zaman, başkası seni yönetecektir.
Sen gemini yürütemediğin zaman, korsanlar ve çapulcular onu yürütecektir.” (Sayfa, 84)